Mutfakta sabahın erken ışığı vardı; masaya serilen örtü, tereyağı ve reçel kokusuyla doluydu. Üvey kız kardeşi tabağına uzanırken sevgilisi yanına oturmuş, adamın bakışları ikisinin arasında gidip geliyordu. Kahvaltı başladığında gerilim o kadar yoğundu ki çatal sesleri bile birer işaret gibiydi.
Kadın dirseğini masaya dayayıp eğildi, askısı omzundan kaydı. Sevgilisi kasıtlı olarak bacağını onunkine değdirdi, adam ise fincanı dudaklarına götürürken gözlerini kaçırmadı. Kimse doğrudan konuşmuyordu ama bakışlar, içilen yudumlar ve dudakta biriken gülümsemeler her şeyi söylüyordu.
Sonunda kız kardeşi peçetesini bıraktı ve masanın altından elini adamın dizine koydu. Sevgilisi hemen arkasından yaklaşıp onu belinden kavradı; üçü aynı anda sandalyelerinden kalktı. Kahvaltı yarım kaldı, koridora doğru çekilen bedenlerin arasında yalnızca hızlı nefesler ve kapanan kapının sesi kaldı.