Cumartesi akşamı ablasının evinde toplanmışlardı; birkaç arkadaş, biraz müzik ve bolca kahkaha. Doğruluk mu Cesaret mi oyunu başladığında herkes kanepelere yayılmıştı. Ablası şişeyi çevirdi, şişe kız kardeşinin en yakın arkadaşını gösterdi. "Cesaret," dedi kız, gözlerini kısarak. Ablası sırıttı: "Bir tur boyunca abinin kucağında oturacaksın." Odadaki herkes güldü, ama kız arkadaş hiç tereddüt etmeden ayağa kalktı ve abisinin yanına gitti.
Başta herkes eğleniyordu; kız abisinin kucağına oturdu, kollarını boynuna doladı. Ama müzik yavaşlayınca hareketler de yavaşladı. Kız hafifçe kıpırdanmaya başladı, kalçalarını istemsizce oynatıyordu. Abisi elini beline koydu, nefesi hızlandı. Ablası karşı koltukta oturmuş, telefonuyla oynuyor gibi yapıyordu ama gözü sürekli onlardaydı. Kız arkadaş eğilip abisinin kulağına, "Dayanamıyorum," diye fısıldadı. Abisi elini sıkılaştırdı, kızın kalçası ritmik hareketlerle üzerinde dönüyordu.
Birkaç dakika sonra kız iyice hızlandı, abisi dişlerini sıktı. Ablası aniden başını kaldırıp "Ne yapıyorsunuz siz?" diye bağırdı. Ama o anda abisi boşalmıştı bile; kız üzerinden kalkmadan titriyordu. Ablası çığlık atarken kız arkadaş sadece gülümsedi ve abisinin boynuna yapıştı. Oda bir anda sessizleşti; herkes donmuş gibiydi. Kız kalkıp saçını düzeltti, "Cesaretimi tamamladım," dedi ve yerine oturdu. Ablası hâlâ bağırıyordu ama kimse onu duymuyordu.