Salonun loş ışığında, kanepeye gömülmüş oturuyorlardı. Kız arkadaşı başını omzuna yaslamış, saçlarını okşuyordu. Ama gözü, mutfaktan gelen üvey annesine kaydı. Kadın, kız arkadaşına o kadar benziyordu ki; aynı dolgun dudaklar, aynı kıvrımlı bel, aynı bakış. İçi ürperdi, kafası allak bullak oldu.
Üvey annesi, elinde bir bardakla yanlarına geldi, hafifçe eğilip bardağı sehpaya bıraktı. Yakınına geldiğinde parfümünün kokusu burnuna doldu; kız arkadaşının ten kokusuyla neredeyse aynıydı. Bakışları istemsizce kadının göğüs dekoltisine, sonra kız arkadaşının yüzüne gidip geldi. Kalbi hızlandı, elleri terledi. Kız arkadaşı fısıldadı: "İyi misin?" Ama o, gözlerini üvey annesinden alamıyordu.
Kadın, dudağının kenarıyla gülümseyip doğruldu. O an dayanamadı; kız arkadaşını bırakıp ayağa kalktı, üvey annesinin koluna yapıştı ve onu koridora çekti. "Seni istiyorum," dedi boğuk bir sesle. Kadın direnmedi; kısa bir nefes verip onu duvara yasladı, elleri beline indi. Kız arkadaşı salonda kalırken, o, kafasındaki karmaşayı bedeninde çözmeye başladı.