Sıcak bir yaz gecesiydi, evin camları açık ama içerisi hâlâ bunaltıcıydı. İki üvey kardeş tek yatakta uzanmak zorunda kalmıştı; kızıl saçları yastığa dağılmış, ince pijaması terden tenine yapışmıştı. Adam sırtüstü yatıyordu ama elleri kendi bedeninde durmuyor, her nefeste biraz daha yaklaşıyordu.
Kız kardeşi yarı uykulu, yarı uyanık, onun parmaklarının bacağındaki hafif dokunuşunu hissetti. Önce kıpırdamadı, sadece nefesini tuttu. Adam cesaretini toplayıp elini kalçasına kaydırdığında, kız arkasını döndü ve gözleri karanlıkta parladı. "Uyumuyor musun?" diye fısıldadı, sesi hem şaşkın hem davetkâr çıkmıştı.
Adam cevap vermek yerine elini beline doladı, onu kendine çekti. Kız direnmedi; dudakları boynuna değdiğinde içi titredi. Birkaç dakika içinde pijamalar yatağın kenarına savruldu ve iki beden sıcak çarşafların üzerinde birbirine karıştı. Sabaha kadar süren o sessiz anlaşma, ertesi gün ikisinin de yüzünde aynı utanç ve aynı gülümsemeyle kaldı.